YİBODA ÖĞRETMEN OLMAK
YİBOda öğretmen olmak zor zanaat. Düşünebiliyor musunuz henüz yedi yaşında iken anne kucağından kalkıp gelmiş, eti-kemiği sizin diyerek ellerinize teslim edilmiş yavrucaklarla baş başasınız.Buralara gelen öğrencilerin ekseriyetle kırsaldan olduğunu düşünürseniz;henüz temel eğitim ve temizliğin yanı sıra sıcak bir aile duygusu bile tatmamış küçük yürekler eğitilmek üzere sizi bekliyor.Yuvasından çıkmış ürkek serçe şaşkınlığında etrafını seyreden mini mini yavrular çıkıyor karşınıza.Aileleri teslim edip gittiklerinde ağlayanlar, sızlayanlar..Yürek yakıcı, iç sızlatıcı sahneler bunlar! Yedi yıldır bu okulda çalışıyorum;ağlayarak gelip yine ağlayarak gidenleri çok gördüm. Evet, bu okula bir girerken ağlanıyor, bir de mezun olup giderken. Nasıl ağlanmasın ki;dile kolay, tam sekiz yılını veriyor öğrenci buraya. Acısıyla tatlısıyla, her türlü hatıranın yaşandığı;insan ömrünün en can alıcı günlerinin yaşandığı anlar..
Tabi, zorlukla beraber kolaylık ve güzellik de var burada. Henüz küçücük bir nüve iken, işlenmemiş bir oyun hamuru gibi size teslim edilmiş yavruların sorumluluğu var üzerinizde. Âdeta, öğretmenim, ben henüz hiçbir şeyi bilmeyen boş bir levhayım. Ne olur beni güzel şeylerle doldurun ve ya bana yakışan en güzel şekli verin der gibi gözünüzün içine bakıyorlar. Artık gerisi vicdanınıza kalmış. İster bu hamura en güzel şekli verip ilerideki eserinizi seyredin;isterseniz vakit doldurup buralardan kaçmanın yollarını arayın, tercih sizin. Tercihini zor ama onurlu olandan yana kullanan çok ideal örneklerini gördüğüm gibi, kolay olanı tercih edip yüz üstü bırakanlara da rastladım. O yüzden bu okullara deneyimli ve ideal, uzun soluklu görev yapabilecek öğretmenlerin verilmesini savunmuşumdur hep. Ama şu da bir gerçek ki marifet iltifata tâbidir;burada görev yapan öğretmen, idareci ve personelin de mutlaka özlük haklarının düzeltilmesi gerekir. Çok yoğun bir çarkın işlediği, her zaman riske açık bir alanın yaşandığı bu okullardaki insanlara moral-destek şart gibi gözüküyor. En basitinden, 24 saat nöbet tutan bir öğretmenin ertesi gün yine rutin derslerine girdiğini biliyorsunuz ve ondan en üst derecede verim bekliyorsunuz
Maksadımız buraya uzun uzadıya yiboların sorunlarını taşımak ve tartışmak değil elbette. Ama şu kadarını söyleyeyim ki her şeye rağmen burada görev yapmak bambaşka bir duygu veriyor insana. Her şeyden önce, size teslim edilmiş yavruların emanet olduğunu müdrikseniz, ona göre davranıyor ve maddi olduğu kadar manevi bir haz da yaşıyorsunuz. Neticede karşınıza gelenler, kıpır kıpır yürekleri olan ve sizin için çarpan duygu yüklü insanlar. Onlarla aynı kaderi yaşayıp paylaşıyorsunuz. Yeri geldiğinde birlikte gülüyor, birlikte ağlıyorsunuz. Onlar artık size anne, baba nazarıyla bakıyor, her derdini sizinle paylaşıyor. Dolayısıyla yoğun bir duygu atmosferi oluşturuyorsunuz. İnsanın, kendisine örnek model oluşturduğu o çağlarda artık siz, onların gözünde, en ideal insanlar oluyorsunuz. Hele bir de farklı örneklerini görmemiş taşra öğrencileri için âdeta hatasız melek mesabesinde bulunuyorsunuz. Tabi bütün bunlar hoş ama, hakkıyla yerine getirilmesi gereken sorumluluklar istiyor. Siz onlar için yürüyorsanız, onlar size koşuyorlar;eğer onları seviyorsanız onlar size canlarını siper ediyorlar. Zaten kalbine giremediğiniz öğrencinin kafasına da girmeniz mümkün olmuyor.
Kalbine ve kafasına girdiğiniz öğrencileriniz artık sizindir. O, rüyalarında bile sizinle yatar, sizinle kalkar. Gecesi, gündüzü sizin verdiğiniz parlak bilgilerle doludur. Orta sona yaklaşıldığında, OKSnin de telaşıyla artık heybeye atılanların dışarıya taşınmasına başlanmıştır. Küpün içine ne konmuşsa, dışarıya o sızmaya başlar. 8.sınıf, hem bu anlamda bir performans ölçütü, hem de duygusal anların yaşandığı sahnelere tanıklık eder. 1.sınıfa ağlayarak gelen öğrenciler, o güzel hatıraları geride bırakmanın teessürü içersinde gözü yaşlı olarak ayrılırlar. Hele duygusal yönleri daha ağır basan kızların iki gözü iki çeşme olmuştur. Bu ayrılık aynı zamanda güzellikleri de beraberinde getirir. Eğer dersine girdiğiniz, emek verdiğiniz öğrenciniz güzel bir liseyi kazanmışsa değmeyin keyfinize! O an sizden mutlu insan yoktur sanki; ayaklarınız yerden kesilir. O kadar çektiğiniz sıkıntı ve zahmetleri unutuverirsiniz bin anda. Buna bir de, ileriki yıllarda güzel bir üniversite kazanmış ve hatta belli makam ve mevkilere gelmiş öğrencilerinizi eklerseniz, sizi kimse tutamaz. Allah herkese bu güzel duyguları tatmayı, vatana-millete hayırlı evlatlar yetiştirmeyi nasip etsin.
Sonuç olarak, yiboda görev yapmak zor olmakla beraber, çok keyifli ve onurlu bir hâdisedir. Ne mutlu gül bahçesinde dikenine katlanıp gül devşirenlere;ne mutlu gülü yetiştirebilmek için toprak mütevâziliğinde bulunanlara! (07/02/2007 İhsan ÜNLÜ)
YİBODA ÖĞRETMENİM
Yiboda öğretmenim,
Gurbet nedir, bilirim.
Evden uzak yavrularla,
Hasreti çeken benim.
Yiboda öğretmenim,
Şefkat nedir, bilirim.
Suya hasret toprak gibi,
Ana-baba kokusu duyan benim.
Yiboda öğretmenim,
Sevgi nedir, bilirim.
Sevgiye susamış, sevilmeyi unutmuş,
Körpe kalplerin sevgilisi işte benim.
Yiboda öğretmenim,
Dostluk nedir, bilirim.
En güzel dostlukları,
Küçük dostlarımla kuran benim.
Yiboda öğretmenim,
Zorluk nedir, bilirim.
O masum bakışlarda,
Her şeyi unutan benim.
Yiboda öğretmenim,
Umut nedir, bilirim.
Karamsarca bekleşen,
Yığınların sesi benim.
Yiboda öğretmenim,
İşte yine belletmenim.
Vatan, millet sevgisini,
Hürriyetin kıymetini
Belleten yine benim.
(İhsan ÜNLÜ)