|
Kemah ilçesinin kuzeyinde Fırat’ın öte kıyısında, küçük mağara
semtindedir.Bölgede bulunan kiliselerin en eskisidir.Bu kilise Hırıstiyanlığın ilk yayılma devrelerinde büyük bir kaya
içine, oyulmak suretiyle yapılmıştır.Hristiyanlık’ın ilk
dönemlerinde,Aya Thekala’nın yaptırdığı sanılmaktadır.
Vasl tarihinin 3.cildinin,114. sayfasında bu kilise hakkında
şu bilgiler verilmektedir: “Ani (Darana-Kemaghe) Halkı
Hırıstiyanlığı kabul etmiş fakat Roma İmparatorluğunun
Şark konsülü TRAJAN,Pephrice-Abric-Nicopolis (Divriği), Akn
(Eğin),Aziris-Eriza (Erzincan),Derxene (Tercan), Bağajaristan
(Pekeriç), Carana- Arzen- Arx Romanorum - Thedoslopolis
(Erzurum), Patriği PAGNANİS’u Anı- Paran’a (Kemah’a)
getirilerek diri diri toğrağa gömülmüştür. Bu sırada Saul
PAVLOS’un öğrencilerinden Aya Thekla isminde, 30 yaşlarında
biri Anı-Doran’a (Kemah) gelerek kalenin karşı
yamaçlarında, sarp bir kaya içerisinde;halkın da yardımı
ile bir ayin yeri yapmış ve dini telkine başlamış.Bu devirde
yani,5.Yüzyılda Anı_Dorana (Kemah) bir ziyaretgah olmuştur.
Arzen (Erzurum)’un eski ilahesi Atheneus’un yerini alan bu
zatın sığındığı mağaranın ön kısmında sonradan,
mihrabın üzeri taştan olmak üzere yarım kubbe örülmüş,
çatı balık sırtI biçiminde,bina gayet güzel şekilde
işlenerek güzel bir şekle sokulmuş. Bu kilise orta çağın
sonlarında yıkılmış ise de Ermeniler tarafından tamir
edilmiştir. Bu bölge ise ancak I. Kostantin zamanında
Hırıstiyanların hakimiyetine girmiştir.
İşte Vals tarihinin konu ettiği bu kilisenin kalıntıları
günümüzde hala ayakta kalabilmiş,fakat artık bugün
yıkılmaya yüz tutmuş durumdadır.Nüfusçu Faruk
Küçüktaş’ın rehberliğinde,Hakim Mehmet Bey’le 15 tane
yüzyılı yaşamış, Fırat’ın koynunda onun
çağıltısını dinleyen,kiliseye geldiğimizde,mabet çok
harab olmuş durumdaydı. Kubbelerin büyük bölümü
yıkılmış,duvarlar ise hala sağlamdı.Kilisenin duvarında
Melek-Meryemana ve İsa tasvirleri onca zamana ramen hala
belliydi.Üstünün çökmesinden dolayı açıkta kaldığı
için o da silinmeye ve dökülmeye başalamış.Faruk,önceden
resimlerin net ve açık olduğunu,kilisenin kapıları ve
pencerelerinin bile yerinde olduğunu söyledi.Ancak kilise biraz
da definecilerin acımasız balyozlarının gadrine
uğramış.Yer hareketleriyle de kilisenin bedeni kaya
kitlesinden ayrılmış ve bugün yarın aşağıya yuvarlanacak
gibi duruyor.
Mazallah’da duran kilisenin kubbesinin üstünden ana kayanın
içerisindeki mağaraya “Şehadet” getirerek çıktık.Üst
mağarada bölmeler arasındaki geçit kapıları
sökülmüş.Duvarlarda yabancı bir alfebeyle yazılmış yazı
ve işaretler vardı.Üst mağaranın içinden aşağıya doğru
inilen merdivenli bir yol varmış.Fakat mağaranın üstünden
düşen taşlar yolu kapatmış.
Yediden yetmişe her Kemah’lının söylediği “Kaleden
inilip,Fırat’ın altından geçilen yol” işte bu kiliseye
çıkıyormuş.Hakikaten karşıdan kale ve kilise birlikte
bakılınca bilinmeyen bir duygu ve nedenle insanın “Neden
olmasın” diyesi geliyor.Kilisenin yan taraflarındaki
kayalarda sayısız yazı ve işaretler var bize meçhul.Faruk,bu
dik kayanın bir ağlama duvarı olabileceği ve bu yazıların
ona ilişkin olabileceği yorumunu yaptı.Kilisenin hemen
yanında dibte kırılmış bir mezar lahitinin içinde insan
kemikleri vardı.Bir mabed mistizmini hala koruyan ve
“Cennet’den bir damla nasipli” Fırat’la çağlarboyu
kardeş olan bu kiliseyi koynundaki esrarlarıyla ve kadim
tarihiyle beraber Zaman’a emanet edip,ayrılıyoruz.
|