YAHŞİLER KÖYÜ (Babu)
Kuz Mevkisi’nin sırtına, Çay’ın
üstüne doğru kurulan köye ilk gelip yerleşen zatın ismi
Babik’miş ve Babu ismi de oradan geliyormuş. Haçir
Sırtın’dan dağın yamacında, bu kuytu köşe de nazlı ve
şirin bir Anadolu Köyü olarak harika bir görünüşü var
köyün. Zaten bu nedenle, güzel köy anlamında
“Yahşiler”ismini vermişler, köylerin adları değişirken
buraya. Köyün hemen karşısında İnin Önün’de eski
yerleşim yeri ve kilise kalıntıları varmış. Köye değişik
yerlerden gelip yerleşmişler. Şavaklar Elaziz’den, Köseler
Çemişgezek’ten, Bektaşoğulları Dostal’dan ve
Alanoğulları da Gehran’dan gelmişler 4 ezbet olarak.
Köyün Balkaya (Sinigi), Güllübağ, Komlar ve Sağik Mezraları olmak üzere 4 mezrası var. Her ne kadar bunlara mezra dense de evler çok dağınık, sanki herkes kafasına göre beğendiği bir tepeyi. yamacı veya düzlüğü iskan tutup bir ev yapmış gibi. Fırat’ın getirdiği zengin alüvyonlardan oluşan verimli topraklardan oluşan düz ve güzel bu arazide pamuk dahil her türlü meyve ve sebzenin yetişmesi mümkünmüş. Derin Fırat vadisinin vahşi manzarasının içinde, bir yanda sessiz ve derinden deniz gibi akan nehir, hemen onun yanından, açıldığı 1938 yılından beri hergün aynı vakitlerde geçen trenlerin çığlıkları ve düdük sesleriyle, tabiat harikası bir yere konmuş mezralar.
Muhtar Mustafa ALAN, eskiden köyünün 60 hane olduğunu, şimdi ise yekünün 33 hane ettiğini, bunların da kışın mezralara indiğini ve köyde ise sadece 2 hanenin kaldığını söyledi. 1944 açılan ilkokulları 17 öğrencisiyle hala eğitime devam eden nadir okullarımızdan birisi. Köy kurulduğundan beri kışın kar tutmadığı için, kışlak olarak, Fırat kenarına inerlermiş. Eskiden 7 000’e varan davarlarını, yazın Merk ve Güzdağı yaylalarında otarırlar, kışında aşağıdaki komlarına ve mereklerine indirirlermiş.
Köyün üst tarfındaki Guz Mevkisinde Battal Gazi’nin geçerken parmağından kanının aktığına inandıkları bir taşlık, Ziyaret olarak kabül edilirmiş. Orada kurban kesip, Allah’a yalvarırlarmış.
İstanbul’da “Yahşiler KöyüYardımlaşma ve Kalkındırma Derneğini” 1965 yılında kurduklarını söyledi, köyünü ziyaret için gelen dernek başkanı Muharrem BEKTAŞ. Şimdi 200 hane köylüleri varmış İstanbul’da.
BALKAYA MEZRASI (Sinigi)
Ardıç
ve Pur Tepelerinin eteğine, bağlık ve bahçelik arazilerin
üst tarafına kurulan mezra eskiden 11 haneymiş, şimdi 4 hane
kalmış. Evlerin çoğu bakımsızlıktan dolayı viraneye
dönmüş. Issız ve ortalıkta kimseciklerin görünmediği,
dumanı tüten bir bacası bile olmayan evlerin arasına girdik.
Bir zaman sonra bahçelerin arasından Adil ORUÇ bulundu geldi,
Kazım Ağa’nın evinde oturduk. Adil emmi, daha önce
mezralarına hiç kaymakamın gelmediğinden bahisle biraz
sevinçle, biraz da habersiz gelişimizden dolayı yakınmayla
ikide birde “Böyle hiç olmadı” diye diye, bu beldeye
ismini veren meşhur baldan ikram etti bizlere. Eskiden karakovan
balıyla bu çevrede hatırı varmış, ama şimdi hep fenniye
dönmüşler. Zaten pek kimse de kalmamış, birkaç ihtiyardan
başka.
Elveda edip üstten son bir kez daha Sinigi’yebaktığımızda; gözlerindeki feri kaybolmaya, hayat ışığı sönmeye yüz tutmuş bir pir-i fani gibiydi.
Köyün Sınırları: Doğusu; Fırat, Reşol Çayı, Karayaslanın Burun, Güngörmezin Sırt ve Çakmaklı Burun, Batısı; Dalanların Sırt, Tatlısuyun Sırt, Çaybaş ve At Öldüren Sırt, Kuzeyi; Arduçlunun Çat, Horhor Suyundan Hayvanat Su içer, Şuyügün Sırt, Toros Oğlunun Sırt ve Damların Önü, Güneyi; İğdelerin Düz, Geyik Tarlası ve Fırat Nehri.