GÜLBAHÇE KÖYÜ (Sitemi-i Süfla)
Kasım’ın yaz mevsimini kıskandıracak kadar günlük güneşlik güzel bir gününde, yanımızda ekabir ve .erkan-ı devletin de olduğu kalabalık bir güruhla, Bekir Pınarları’ndan getirilen içme suyu için düzenlenen tören münasebetiyle geldik Gülbahçe’ye. Köy, Karasığ Tepe’sinin yamacına, Fatma Kapısı, Hoşgede ve Adalar tarlalarının üst kısmına kurulmuş. Köyün alt tarafından berrak suyuyla Büyükçay akıyor. Hemen karşı tarafında ise Ağcalıyurt Tepeleri bir siper gibi yükseliyor. Köyün girişinde solda buğday çecine benzeyen Gurigin Tepe’nin üstünde bir yalnız ardıç ağacı. Ağaç, sanki kadimden beri köyü bekler gibi yalnız başına duruyor ve her gelene, daha köye girmeden “Hoşgeldin” diyerek ahalinin konukseverliğini anlatıyor. Köylüler burayı kutsal addetip, yağmur dualarını burada yapar ve kurbanlar keserlermiş.
Köy, en kalabalık olduğunda 68 haneymiş. Ancak Cumhuriyet yıllarında başlayan gurbetçiliğin daha sonra göçe dönüşmesiyle hane sayısı kış aylarında 15 e kadar düştüğü oluyormuş şimdilerde. İstanbul’a ilk gidenler “sakalık” yaparlarmış at sırtında. Bu tören için ta İstanbul’lardan işini gücünü bırakıp bu mutlu gününde köylüsünün yalnız bırakmayan “Gülbahçe Köyü Kalkındırma Derneği Başkanı” Yusuf ŞİŞMAN İstanbul’da 150 haneleri olduğunu söyledi.
Hakikaten ismi kadar güzel olan bu köyün tarihçesini, her Kemah’lının kursağında mutlaka bir bardak çayı, bir tas çorbası olması muhtemel, kıdemli (1969 un 1.ayının 20 sinden beri Kemah’ta lokantacılık yapan) lokantacı Süleyman ÖZATA’dan dinliyorum: ”İstanbul Orman Fakültesi dekanı merhum Ord.Pr.Dr.Orhan YAMANLAR 1958 de çıktığı Doğu Gezisinde köyümüze gelmiş. Köylüler kendisini çok iyi misafir etmişler. O sırada köylerin isimleri de değişiyormuş. O zat da gezdiği bunca diyarlar arasında kendine bu kadar hüsn-ü muamelede bulunan, paşalar gibi ağırlayıp, ağalar gibi uğurlayan böyle şirin bir köye rastgelmediğinden bahisle, hem de köyün kurulduğu yerin güzelliğini de vurgulaması için, burası bundan sonra, gül simalı insanların gül bahçeleri arasında yaşadığı yer manasına GÜLBAHÇE olsun” demiş. Bunu söylerken ÖZATA’nın yüzünde güller açıyordu.
Köyde, Mollagil, Şişmangil, Karamustafagil, Şahinler, Cebeciler, MollaHasanlar ve Baysaklar sülaleri varmış. Mollagil sülalesi, Mekke’nin Kevser Köyü’nden Efendimiz’in 36. kuşaktan torunu, Kırzı’da medfun bulunan Şeyh Hasan Baba’nın soyundan gelmeymiş .Bir mensubu olmanın verdiği gururla, ÖZATA şimdiki Ürdün Kralı HÜSEYİN’le bile akrabalıkları olduğunu, ceylan derisine yazılmış şecerelerinden iddia ediyordu.
Köyün ilkokulu 1944 de açılmış, ancak öğrenci kifayetsizliğinden dolayı 1991 de kapanmış. Değirmenin karşısında, Çermik mevkiinde ve Topkarambukda eski tarihi kalıntılar varmış. Köye 3 km mesafede önceden Gülali Mezrası varmış. Bu mezrayı 1958 de 57 000 tl para ödeyerek satın almışlar. Eskiden Büyükçay üzerinde Aşağı ve Yukarı Değirmen olarak iki de su değirmenleri varmış.
Köye ait; Ortak tarla, Çukurluyurt, Kızılcağı ve Yavşanlı yaylaları varmış.Eskiden Haziran ayının 14'ü dedimi davullarla, zurnalarla büyük bir eğlence ile yaylaya çıkılırmış.Önceden hazırlanan obalara yerleşilir burada davul-zurna eşliğinde şenlikler düzenlenir, çoluk-çocuk, kadın-erkek bütün köylü hep birlikte düğün gibi şenlikli bir havayla yaylaya çıkma işi tamamlanırmış. Bu yayla sefası üç ay kadar devam eder ve güz mevsiminin gelmesiyle köye dönüş hazırlıkları başlar, bu dönüşde de, yaylaya çıkıştaki gibi büyük bir şenlik içerisinde yapılırmış.Bu yaylalardaki Büyükpuharın Göze, Selimin Kurunu, Yanık Göze, Dağ Tarlası, Kaycak ve Guymak Tepesi gibi yerler görülmeye değer tabiat harikası yerlermiş.
Tahrir Defterlerindeki kayıtlara göre, 1516 da hali ve harab bir vazıyette olan köyün ismine 1530 da tesadüf edilmemiş. 1568 de 45 hane olduğundan bahisle gelirinin de 1174 akça olduğu tesbit edilmiştir.
Köyün Sınırları:Doğusu; Hayret Deresi, Karataş, Cünüdün Sırt, Haliğin Taş, Boyunun Sırt, Mezarlık ve Büyükçay, Batısı; Keşan Yolunu takiben Yerlice Sırtı, Kaycak Tepesi, Karaçamurluk, Kerem Deresi ve Han Deresi, Kuzeyi; Bozkomunun Sırtı, Torkuğun Sırt, Kıllonun Gedik, Kaymak Tepe ve Kızıldağın Gedik, Güneyi; Han Deresi, Sitemi Çayı, Toros, Komos, Kerek Deresi ve Hayret Deresi.