AKBUDAK KÖYÜ (Hınzoru)

Köy, Sakaltutan ve Beledin’den toplanıp gelen Hınzoru Çayının açtığı vadinin güney yamacına kurulmuş İlçe merkezine 35 km uzaklıkta. Köyün yanında Kapı Önü,çayın diğer tarafında da Ötegeçe tarlaları var.
Cerrahpaşa’dan emekli muhtar Mehmed ALTINOK, vaktinde aldığı maaşların epeyini sarfederek, bir ağa odasını andıran şatafattaki sobası tutuşturulmaya hazır odasına aldı bizleri. Telaşlı ve acele yanan sobanın verdiği sıcaklığında katkısı ve köyün imamı dahil er kişilerin katılımıyla koyu bir oda sohbeti başladı.
Muhtar, köyünün eskiden 40 hane olduğunu, yaz aylarında 20 ye çıksa da kışın hepsini toplasan 10 hane zor ettiğini söyledi. 1955 de açılan köyün ilkokulu 1991 de kapanmış.
20 yıl muhtarlık yapmış kıdemli Dursun Ağa, köyün isminin arkasındaki ve karşısındaki sırtların beyaz topraklı olmasından dolayı “Akbudak” dendiğini ve köyü ilk kuranların, bu diyarlara gelen üç kardeşten biri olan Köroğulları olduğunu söyledi. Kardeşlerden biri Erzincan’ın Göyne Köyüne, diğeri de Refahiye’nin Cenkeri Köyüne yerleşmiş. Köyün belli başlı sülaleri ise, Elagözler, Karayiğitler, Altınoklar, Sevimliler, Mutlular ve Musallar’mış.
Eskiden 1500 davar ve 150 yi geçkin sığırlarıyla Beledin ve Zurnacık yaylalarına çıkarlarmış. Ama şimdi köyün, 40 sığırı ve 9 atı kalmış hayvan olarak.
Gurbetçilik burada çok eskiden, ta Padişahlık zamanlarında başlamış. İlk gidenler daha çok inşaat işlerinde çalışmışlar. Cerrahpaşa Hastanesinin temelini bile bu köylüler atmış. O kadar ki hastane yerinin bile nasıl tesbit edildiğine kadar teferruatları anlatıyorlar: “O zaman İstanbul çok küçük olduğundan buralar hep boş araziymiş, üç ayrı yere et asmışlar ve beklemişler. Bir zaman sonra kontrol ettiklerinde, buraya asılan etin en az bozulduğunu görmüşler ve onun üzerine hastaneyi buraya inşa etmeye karar vermişler.”
İstanbul’da 30 haneleri olup, başkanlığını Mustafa SEVİMLİ’nin yaptığı “Akbudak Köyü kalkındırma Derneğini” 1994 de kurmuşlar.
Yukarı kesimlerinde tabii alabalığın da bulunduğu Hınzoru Çayının üzerinde bugün çalışmayan Bahçeler Değirmenine ve Karşı Değirmene çevre köylerden un öğütmek için gelirlermiş eskiden. Tarihi olarak hayli eski olan köy eskiden bir merkez hükmündeymiş. Kalecik mevkisinde bir kilise kalıntısı hala belliymiş.
Tahrir Defterlerindeki kayıtlara göre, 1516 ve 1530 yılları arasında ıssız ve viran bir halde olan köyde, 1568 de 23 hane, 1691 de 29 hane varmış. Mahsulleri buğday, arpa ve bal olmak üzere, geliri tahminen 1516 da 2 000, 1530 da 2 600, 1568 de 2 800 ve 1591 de 3 500 akça imiş.
Köyün Sınırları: Doğusu; Alamelik Çayı, Batısı; Haskamışlı Dere, Hınzoru Çayı ve İğdeli Dere, Kuzeyi; Gözeler, Cevizli Dere, Aktepe, Karataş ve Büyükçay, Güneyi; Haskamışlı Dere, Çay ve İğdeli Dere.